WWW.CIHANBEYLI.COM

· Ağabeyli Köyü (Ağabeyli Köyü Tanıtımı)
· Beyliova Köyü (Beyliova Köyü Tanıtımı)
· Böğrüdelik Köyü (Böğrüdelik Köyü Tanıtımı)
· Çimen Köyü (Çimen Köyü Tanıtımı)
· Çöl Köyü (Çöl Köyü Tanıtımı)
· Damlakuyu Köyü(Damlakuyu Köyü Tanıtımı)
· Kayı Köyü (Kayı Köyü Tanıtımı)
· Kırkışla Köyü (Kırkışla Köyü Tanıtımı)
· Korkmazlar Köyü (Korkmazlar Köyü Tanıtımı)
Küçük Beşkavak Köyü (K.Beşkavak Köyü tanit.)
· Mutlukonak Köyü (Mutlukonak Köyü Tanıtımı)
· Pınarbaşı Köyü (Pınarbaşı Köyü Tanıtımı)
· Sağlık Köyü (Sağlık Köyü Tanıtımı)
· Sığırcık Köyü (Sığırcık Köyü Tanıtımı)
· Turanlar Köyü (Turanlar Köyü Tanıtımı)
· Tüfekçipınar Köyü (Tüfekçipınar Köyü Tanıtım)
· Uzunca Köyü (Uzunca Köyü Tanıtımı)
· Yeşildere Köyü (Yeşildere Köyü Tanıtımı)
· Yünlükuyu Köyü (Yünlükuyu Köyü Tanıtımı)
· Zaferiye Köyü (Zaferiye Köyü Tanıtımı)

 

Böğrüdelik Köyü
Böğrüdelik Köyü Tanıtımı



 

     Böğrüdelik köyü ilçe merkezine 40 km. uzaklıkta olup, nüfusu 1642 dir. Köy halkı aslen Özbek Tatar olup, Rusya’nın Sibirya bölgesinde İrtiş ırmağının içinden geçtiği Omsk şehrinin Ülenkül, Carnak, Karagöl, Yalangöl ve Kuygalı köylerinde 1590-1908 yılları arasında 400 yıldan fazla yaşadıktan sonra, yeni vatanları olan Osmanlı Devleti ile Rusya Çarlık dönemi hükümetinin yaptıkları anlaşma ile büyük seyyah ve alim Abdurreşid İbrahim(Babay) ve Yuvanbaş(Büyükbaşlı) Muhammedi(Mehmet) önderliğinde ilk kafilede 386 kadın ve 385 erkek toplam 771 nüfus olarak bu köylerden gelen insanların oluşturduğu topluluk 1908 yılı kış aylarında göçe başlıyorlar. Tren yolculuğu ve akabinde gemi ile 1 Ocak 1909’da İstanbul’a ulaştıklarında dönemin padişahı II.Abdülhamit onları bizzat karşılıyor. Bir süre İstanbul’da misafir edilen bu insanlara iskan edilmek üzere yer seçmeleri için İstanbul, Bursa, Akşehir ve Konya bölgelerinden yer gösteriliyor. Şu anda köyün iskan edildiği ve o zaman Reşadiye adıyla kaza olan Cihanbeyli’ye bağlı olan bu toprakları hayvancılık ve çiftçiliğe elverişli ve suyu bol olduğu için tercih ediyorlar. Köyün iskanı 1910 yılında sultan Reşat zamanında tamamlanıyor ve Reşadiye olarak adı tescil ediliyor. Köyün ismi daha sonra böğründen çıkan su kaynağından dolayı BÖĞRÜDELİK olarak değiştirilmiştir. Muhtarlık görevi Adnan Cengiz tarafından yürütülmektedir.

     Köyün iskanından 5 yıl sonra başlayan Çanakkale savaşında yeni göçmen olmaları dolayısıyla çağrılmadıkları halde yeni vatanları için savaşa gitmişler ve 32 şehit vermişlerdir. İlk geldikleri yıllarda gerek dil gerekse kültür bakımından bir çok zorluklarla karşılaşılıyor, ama zamanla Tatar dili Türkiye Türkçesine yakın olduğu için kaynaşma sağlanıyor.

 

BÖĞRÜDELİK DESTANI


Göçtü bir halk Sibirya dan, Bindokuzyüz başlarında.

Kalan kardeş dost hayali, Akıp gitti yaşlarında.

Tren idi bindikleri, çoğu hayvan vagonları.

Ağır ağır yol aldılar, Belki bir güz aylarında



Daldılar seyre pencereden, Sibirya’nın ovalarına.

Düşlediler kalan yurdun, ak bulutlu havaları.

Bıçak açmaz ağızları, söz etmedi ağaların.

Biran durdu dimağları, anaların babaların



Sibirya’nın ovaları, gitmek ile bitmezdi.

Menziline varmak için, bunca cefa yetmezdi.

Hür olmaktı sonu bunun, kimler sabır etmezdi.

Sabır kula gerekmese, elbet hüda vermezdi.



Sıkılmıştı çoluk çocuk, onları kim eğledi.

İçlerinde masal bilen, hemen durup söyledi.

Adı olsun Tokta nene, hep küçükleri beyledi.

Anlatıldı hikayeler, türkü bilen söyledi.



Bir ay sürdü yolculuk, payi tahta geldiler.

Şükür edip ALLAH a kurban, hayır verdiler.

Devlet açtı konağı, yatak yorgan serdiler.

Rahatlayıp hepsi, ayak kolun gerdiler.



Anadolu kavağı derler, demirleyip indikleri rıhtıma.

Sultan selam edüptür, hoş geldiniz tahtıma.

Öz kardeşin gelmesi, düştü Abdulhamit bahtına.

Türk kalayım diyenler, erdi sonunda ahtına.



Bir zamanlar kaldılar, payi tahtı Osmanda.

Hürmet görüp gezdiler, yelken ile Ummanda.

Camilerde secde edip, kaza namaz kıldılar.

Yürekleri şad olup, kuvvet buldu imanda.



Görülmemiş yer idi, onlar için İstanbul.

Ürpertiler geçirdi, dalıp gitti hayale.

Anlatmıştı dedesi, Peygamberin değin.

Böyle şehri alanlar, ALLAH indi kutlu Kul.



Tatarlardan birisi, Davutoğlu sar Hammat.

Tuzculukla uğraşıp, geçindirir bir zevat.

Dururlardı bir özde, soluk alsın diye at.

İçerlerdi soğuk su, ederlerdi istirahat.



Hoşlarına gitti yer, göçelim mi yoksa bura?

Haber verip kardeşlere, aramayın ora şura.

Suyu bol hava güzel, bir tarafta yüksek dağ.

Birleşelim, yerleşelim, bozulmasın gönül bağ.



Bir çokları kabul edip, haber saldı sağa sola.

Emir çıktı iskan için, hemen tez elden inşa ola.

Makul görüp İstanbul’da, devleti Osmaniye.

Köyün adı olmalıydı, Sultana şan REŞADİYE.



Öyle mümbit yer idi, görünmezdi ottan at.

Kulaç yetmez söğütler, gölgesinde uzan yat.

Şarıl şarıl akardı, Böğründeki pınarı

Oynaşırdı kuzular, su yolunun kenarı....



İlk gördüler merkebi, arka sıra sıpası.

Dediler olsa olsa, tavşanın kart babası.

Güldüler hep yerliler, alay etmek çabası.

Boyun büküp utandı, böyle şeyler olası.



Sultan Hamit dedi ki, bir yer seçin yurdumdan.

Kondurayım ben sizi, gönül düşen yerlere.

Zarar gelmez kimseye, bu vatanın kurdundan.

Saygılıdır milletim, Türküm diyen serlere.



Vatandır gayri deyip, geçtiler Anadolu’ya.

Bazen uğradı yolları, Ankara Bolu’ya

İster idi gönüller, benzesindi geldikleri koruya.

Kıra çıkıp gençleri, atlara ot yoluya.



Dillere destan idi, bindikleri atları

Gıpta edip bakardı, hep civarın yadları.

Elbet öyle olacak, bakım gerek hayvana.

Gelinlik kız gibi idi, tımar görmüş atları.



Benzememiş ellere, adetleri bir başka.

At besleyip kesermiş, Tatar gelince aşka.

Yedikleri at eti, düşmüş böyle dillere.

Dağıtırmış efkarı, kımız ile bir başka.



Eşir boğam, derdi dedem, büker idi tabakayı.

Atın biri çekmez ise, kuşanırmış falakayı.

Kamçı vurup karatına, asılırmış beraberce.

Dermiş, karat pekte yaman, ala yazdı falakayı.



Giderlemiş değirmene, beş araba bir arada

Varırlarmış en nihayet, bütün yaban hep orada

Garip görüp gülerlermiş, bizimkiler umursamaz

İş ciddiye kalsa eğer, kulaklılar kol arada



Tarla desen bol idi, sürülmezdi uzağı,

Koyun, keçi, attan çok, sığır ile buzağı

Düşünmezdi hiç kimse, bilinmeyen uzağı

Bir zamanlar yaşadı mes’ud Tatar uşağı



Devlet-i Osmaniye girdi idi harplere

Eli silah tutanı çağırdılar askere

Gitti bizden çoğusu, alamadı teskere

Kader denen deftere yazılmıştı bir kere



Seferberlik derlerdi, gitmeliydi bütün fert

Bilmeliydi düşmanlar, Türk askeri taştan sert



Tatarların yiğidi, başı sevda yellidir

Yavuklusu bir yana, vatan gayri kellidir

Yağlı martin elinde, duruşundan bellidir

Bizden gidip gelmiyen, dedem söyler ellidir



Yıllar süren harplerden perişan oldu millet

Hürriyet için göçene reva mıydı bu zillet

Bunca harbin üstüne başladı bir de kıtlık

Dediler Allahtandır, başa gelen bu illet



Erzak gerek erata, yardım etti hep duyan

Hiç durmadan pişirdi, erler yesin diye NAN

Gönderdiler cepheye ya kağnı ile ya yayan

Doydu karnı askerin, haykırdı haydi dayan



Aranılan azıkmış tatarların ekmeği

Götürmüşler komutana bir dilim de o yemiş

Sormuş Mustafa Kemal, hangi köyün ekmeği

Nasip olur varırsam, görmek isterim demiş



Artık vatan kurtuldu, yeniden inşa gerek

Çalıştılar hep birden, kazma ile belkürek

Bunca derde dayandı, taş basılı kor yürek

Beşer neler görürmüş, değilmikidir gerek



Bundan sonra malumdur anlatmaya lüzum yok

Daha güzel yazılar araştırırsan kaynak çok

Bilinmeyen bulunur, kitaplara burun sok

Elbet bir gün varırsın varılmayan menzil yok



Şimdi oldu mesele, Özbek miyiz yoksa ne?



Copyright © Cihanbeyli.com Tüm hakları saklıdır.