Haymana Kürtleri

Orta Anadolu Kürtleri (OAK) yeterince bilinmiyor. Bu konuda en derli toplu bilgiler Nuh Ateş'in Ankara, Konya ve Kırşehir'i baz alan "İç Anadolu Kürtleri" adlı eserinde bulunabilir. Ancak o da sınırlı kaynaklardan yararlandığı için bu konuda bilinen soruları yanıtlamakta zorluk çekiyoruz. Dikkat edilirse bugüne kadar yararlandığımız kaynaklar hep yabancı misyonerler tarafından yazılmıştır. Örneğin Moltke; Alman, Georges Perrot; Fransızdır. Anadolu'da yaşayanlar beraber yaşadıkları sorunu anlatmayı, çözüm yolları önermeyi denememişlerdir. Elde yeterli bilgi ve belge olmayınca da bazıları eksik bilgilerle kesin hükümlere varmışlar, OAK'nin tarihini 250-300 sene gibi çok yakın sayılabilecek bir zamana dayandırmışlardır. OAK, oldukça geniş ve araştırılmaya değer bir konu. Ben yalnız Haymana Kürtleri üzerine kısa gözlem ve belirlemelerde bulunarak özel olarak Şêxbızınlar üzerinde durmak istiyorum. Haymana Kürtlerinin ne zaman gelip yerleştikleri bilinmiyor. En doğru bilgiler Osmanlı arşivlerinde ve Meclis İskan Raporları'nda saklı, ancak ne bu arşivler açılıyor ne de İskan Raporları açıklanıyor. Bu durumda biz ancak gözlemlerimizi aktarabiliyoruz. Aşiretlerin iskan edilmesi ile ilgili yazılı kaynaklardan çıkan sonuçlar iskanlarını Fatih dönemine uzandığını gösteriyor. Fatih döneminde Uzun Hasan'a ait topraklar, Osmanlı ve İran arasında paylaşılıyor. Yavuz ile Şah İsmail arasındaki 1514 Çıldıran Savaşı'nda, Yavuz; Sunni Kürtleri, Şah İsmail ise Alevi Kürtleri savaş meydanlarına sürüyor. Yavuz'un zaferi O'nun Fırat'tan Urmiye Gölü'ne kadar olan bölgede hükümdarlığını pekiştiriyor. Bu dönemde Irak'ın Bezeyan Bölgesi, Muş, Malazgirt, Elazığ ve Varto'da ikamet eden Şêxbızın Aşireti mensupları, bu savaştan etkileniyorlar. Aşiret reisleri Şeyh Hüseyin önderliğinde Batıya doğru göç ediyorlar. Cevdet Türkay, Osmanlı arşivleri ışığında "Ankara Çevresindeki Aşiret ve Boylar" adlı kitabında (İstanbul, 1979) Şêxbızın Aşireti'nin Ankara'ya geldiğini belirtiyor. Türkay aynı zamanda aşiretin İmam Muhammed-El Bakir ve Zeynel Abidin ve Şeyh Selahaddin sülalesinden olduklarını ileri sürüyor. Haymana'da yoğun olarak yaşayan aşiretin bugüne kadar ki girişli çıkışlı tarihine ilişkin bilgiler ise bulunmuyor. Haymana'nın 40'a yakın köyüne dağılan aşiretin ilk iskan yerlerinden biri olarak Yenice görülüyor. 1894 tarihli Ankara Vilayet Salname'sine göre Yenice'nin adı o zamanlar Şıhbızınlı Nahkiyesi olarak geçiyor. Haymana dışında Kulu'ya bağlı Canımana, Dipdede, Karakilise gibi köyler, Polatlı'ya bağlı Kayabaşı köyünde de Şêxbızınlar yaşar. Haymana merkezinde de önemli sayıda Şêxbızınlar yaşarlar. Haymana Kürtleri üzerine yazılmış eserlerden biri de Georges Parrot tarafından kaleme alınmıştır. 1865 yılında yazılan makalelerden oluşan kitap, yazarın Haymana Kürtleri arasında geçirdiği günlerine ait gözlemlerini kapsamaktadır. Perrot, Haymana Kürtleri arasında sözlü bir tarih araştırmasına başlar. Yaşlı Kürt köylülerine ne zaman buralara geldiklerini soran Perrot, en yaşlılarının bile dedelerinin 150-200 yıl önce buralarda doğduklarını söylediklerini yazar. Bu insanların ülkenin hangi yörelerinden hangi nedenlerle ne zaman gelip yerleştikleri tam olarak bilinmemektedir. Bu durumda Türklerin 11. yy'da Anadolu'ya gelişleri ile beraber Kürtlerin de çeşitli nedenlerle Orta Anadolu'ya kadar geldiklerini, göçebe yaşam ve hayvancılık koşullarının onları Haymana bozkırlarına kadar taşıdığını ve onların Haymana'nın ilk yerleşiklerinden olduğunu düşündürüyor. Kürtlerin Orta Anadolu'ya Çaldıran Savaşı'ndan önce geldiklerini düşündüren başka söylentiler de var. Haymana'nın kuruluşu 1402'den öncedir. 1402 yılında Timurlenk ile Yıldırım Beyazıt arasında çıkan savaş Haymana yöresinde cereyan eder. Söylentiye göre savaş sırasında Timur'a çok sevdiği kızı Mane'nin ölüm haberi verilir. Timur'da büyük bir acı ile elini havaya açarak "heeey Mane" diye bağırır. Böylece yöreye Heymane adı verilir. Şêxbızınca "leng" topal anlamına gelir. Topal Timur anlamına gelen Timurlenk Şêxbızın Kürtlerinden olmasın mı? Orta Anadolu Kürtleri denildiğinde Ecevit'in hep anımsadığı ve dile getirdiği Haymana Kürtleridir. Osmanlı arşivlerini araştırma olanağı olan Ecevit, büyük bir olasılıkla bu yöreye ilk yerleşimleri de bilir. Osmanlı arşivleri devlet sırrı olmaya devam ederse bu konudaki spekülasyonlar da bitmez. İster 1400'lerde ister daha önceleri gelsinler, bu durum Haymana yöresine yerleşen Şêxbızınların Kürt olduğunu ve yörenin ilk yerleşiklerinden oldukları gerçeğini değiştirmiyor. Şêxbızınların diğer Kürtlerden en belirgin ayrılıkları dil konusunda görülüyor. Onlar Şêxbızınca konuşurlar. Şexbızınların yaşlıları Kurmanci lehçesini bilir, ancak gençler bilmezler. Şêxbızınca daha çok Sorani lehçesine benzese de onun ayrı bir lehçe olduğunu düşünüyorum. Dildeki lehçe farklılıkları, dilin zenginliğini gösterse de iletişimde zorluk sağladığı da ayrı bir gerçek. Dil konusundaki ayrılıklara daha önceleri Birnebun'un 4. sayısında değindiğim için bunları tekrarlamayı gereksiz görüyorum. Bu konuda ayrıca aynı derginin 3. sayısında yayınlanan Mahmut Levendi'nin yazılarına da bakmakta yarar var kanısındayım. Şêxbızınların diğer bir özelliği dağınık bir şekilde yaşamalarıdır. En derli-toplu yer olarak yaşadıkları Haymana yöresi dışında, onlar, Türkiye'nin çeşitli illerinde genellikle köylerde yaşarlar. Diyarbakır, Çermik, Bayburt, Gümüşhane, Adapazarı, Merzifon, Yozgat, Çorum gibi illerde Şêxbızın köylerine rastlamak olası. Barzani'nin Şêxbızın komutanlarından sözetmesinden, o yörede de Şexbızınların yaşadığını anlıyoruz. Şêxbızınlarda ağa, aşiret, şeyh gibi kavramlar aşılmış, feodal ilişkiler çözülmüştür. Kapitalizmin egemen olması emek-sermaye çelişkisini de gündeme getirmiştir. Ancak çözülmeyen ulusal sorun onların bu soruna da duyarlı olmaların beraberinde getirmiştir. Ulusal soruna ilgi Barzani hareketine duyulan sempati ile devam etmiş ve günümüzde bu sorunun çözümü yönünde gösterilen çabalara destek aşamasına gelmiştir. Orta Anadolu Kürtleri ve çözüm önerileri, dolayısıyla Şêxbızınların sorunları henüz tartışma platformuna yeterince taşınmış değil. Asıl sorun tartışıldığı, onun çözümü yönünde savaşım verildiği için bu sorun hep ikincil durumda kaldı. Kürt örgütlerinin hiçbirinin program ve çalışmalarında OAK gereken yeri almıyor. Bu durumda Nuh Ateş'in tartışma platformuna getirdiği ve yürekten katıldığım federal çözüm önerilen fikir jimlastiğinden öteye gitmiyor. Bu ve benzer sorunların yeterince tartışılması bir yönü ile Kürt sorununun uluslararası boyutlarda kabul görmesine, diğer yönüyle de Türkiye'nin demokratikleşmesine koşut olarak gelişiyor. Türkiye'deki demokratikleşme hızı da kaplumbağa hızını geçmediği için sorunların tartışma ortamına gelmesi gecikiyor. Türkiye'de Kürt sorunu demokratik ve barışçıl yöntemlerle, legal mücadele zemininde yürütülen çalışmalarla çözülebilir. Çözümünün önkoşulu, ülkede demokrasinin tam olarak sağlanmasıdır. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü olmadan sorunlar doğru zeminlerde tam olarak tartışılamaz. Çözüm önerileri zenginliği yaratılamaz. Sınırlı demokratik ortamda öneriler hep üstü kapalı olur. Bask, Katalonya veya Korsika örneği ile Kürt sorunu, Almanya, İsviçre, Belçika modeli ile de Türkiye'nin devlet yapısı tartışılmış olur, sorunun özüne inme önlenir. Oysa sorunun özü şudur. Türkiye'de çözüm bekleyen Kürt sorunu orta yerde duruyor. Bu sorunun çeşitli boyutları ve çeşitli çözüm yolları bulunuyor. OAK'de sorunun bu boyutlarından biridir. Çözüm bağımsız devletten, federal yapıya, bölgesel özerklikten kültürel özerkliğe uzanan zengin bir çözüm perspektifinde bulunabilir. Ülkenin bölünmesi, üniter yapı, çakıl taşı edebiyatı ve devekuşu politikası ile sorun çözülmez. Hiç kimse 26 kantona bölündüğü için İsviçre'nin bütünlüğünün, zayıf düştüğünü söyleyemiyor. Federal yapı Almanya ve Belçika'yı zayıflatmıyor. Fransa'nın üniter yapıdan vazgeçmesi onların bölünmesini getirmiyor. Ancak bu ve benzer konuları tartışmak Türkiye egemen güçleri için dünyanın sonu oluyor.

[ Kapat ]